Toplumsal Güvensizliğin Sebepleri

Tabiat ve toplumsal alanlarda ortaya çıkan her olayın farklı farklı sebepleri vardır. Bütün canlı varlıklar biyolojik, fiziksel, evrimsel oluşum ve gelişim süreçlerinde değişime ve başkalaşıma uğrarlar. Dolayısıyla başkalaşımı ortaya çıkaran yaşam koşullarıdır. Bir bitki veya hayvan türü herhangi bir sebepten yok olurken dünyanın herhangi bir bölgesinde tarihi süreç içerisinde bazı insan topluluklarının da yok olduğu görülmüştür. Saldırı, soykırım, asimilasyon ve benzeri politikalar bu toplulukların yok oluşuna sebep olmuştur.

 

Ancak kendi komşuları tarafından saldırıya, katliamlara, talana uğrayıp da yok olmayan halkların duygu dünyası çok karmaşıktır. Dini, mezhebi, etnik kimliği farklı olduğu için saldırılara maruz kalan bir halkın herhangi bir bireyi kendi komşusuna veya başka topluluklardan insanlara güvenle yaklaşamaz. Çünkü kendi atalarına haksızlık yapan toplumun bir bireyini gördüğünde geçmişi hatırlar ve psikolojisi altüst olur. Ruh hali tedirginlik, kaygı içinde olduğundan dolayı tehlikeleri yeniden yakınında hisseder. Böylece kaynaşma, bütünleşme sağlanamaz. Ayrılık duygu ve düşüncelerde derinleşirken travma da hayatın bir parçası olarak süreklileşir.

 

Soykırım, katliam, sürgün, talan siyasetini esas alıp uygulayan güçler insanlığa karşı en büyük suçu işlemektedirler. Bilindiği gibi bir katliam veya soykırım olayı an ile sınırlı değildir. Etkileri, acıları ve tahribatları yüzyıllar değil binyıllar sürebilir. Dolayısıyla bütün halkların en temel görevlerinden birisi soykırım, katliam ve imha hareketlerini önlemek olmalıdır. Egemen güçler etnik bir kimliği yüceltip o kimliğe mensup olanların başka bir kimliğe mensup olanlara karşı kullandıklarında ve onların eliyle düşman gösterilenler yok edildiğinde sevinmemelidirler. Çünkü tarih katilleri hiçbir zaman affetmemiştir. Egemenlerin katliam planlarına bilinçli veya bilinçsiz ortak olanlar ya kendileri ya da torunları pişman olacaklardır.

 

Konunun daha net anlaşılması için yaşanan bazı olayları ortaya koymak gerekiyor. 1915’te Mezopotamya ve Anadolu’daki Süryani (Asuri-Keldani-Arami), Ermeni ve Rum Pontus Hristiyan halkları soykırımdan geçirildiler. Bu soykırımın stratejisini belirleyen, kararını veren Osmanlı İmparatorluğu’nun yöneticileriydi. Ancak Türk, Kürt, Arap, Çerkez halklarının aşiretleri, bireyleri bu suça ortak edildiler. Günün birinde Müslümanlık dinine mensup olan farklı etnik kimliklerden insanlar Hristiyan dinine mensup olan farklı etnik kimliklerdeki komşularına saldırdılar. Böylece sadece katledilen yüzbinlerce insan olmadı, güven duygusu, tarihi eserler, kültürel zenginlikler ve insani ilişkiler de katledildi.

 

Yapılan soykırımla birlikte güvensizlik hastalığı bütün bölgede daha da gelişti. Sevgi, saygı, dayanışma duyguları yerine kin, nefret duyguları körüklendi. Hristiyan halkların Müslüman komşu halklarına güvenleri kalmadı. İnsani görevlerini yerine getirmeye çalışan az sayıdaki bireyin de çabası kötülükleri yenmeye yetmedi. 1915’ten sonra IŞİD vahşet örgütü 3 Ağustos 2014 tarihinde Şengal’e saldırdığında Ezidiler, komşu Arap aşiret mensuplarını elleri silahlı bir şekilde kapılarında gördüler. 6 Ağustos 2014 tarihinde de Ninova Ovası’nda Süryani (Asuri-Keldani-Arami) halkı, Şii Türkmen, Şebek, Kakailer aynı durumu yaşadılar. Bir kez daha duyguları paramparça oldu. Şengal ve Ninova Ovası’nda yapılan soykırımların etkileri kaç yüz yıl sürecek? Buna sebep olanlar Araplara, bütün Müslümanlara ne kadar zarar verdiler? Dünyadaki bütün Müslümanlar bunun onların onuruna ne leke sürdüğünün bilincinde midirler? Yoksa bu suçu benimseyip destekliyorlar mı?

 

Türkiye Cumhuriyeti devleti 1915 soykırımından sonra 2015 yılından itibaren yıkım siyasetini yeniden devreye soktu. Ağır silahlarla yapılan operasyonlarla birçok şehir harabeye dönüştü. Bu defa Türk egemen güçleri Müslüman Türkleri ve ona bağlı olan herkesi Müslüman Kürtlere karşı harekete geçirdi. Katliamlar Türkiye’nin sınırlarının dışına taşmıştır. Kuzey Suriye, Kuzey Irak ve her yer hedef haline getirilmiştir. Bu savaştan sadece Kürtler değil bölgedeki bütün halklar zarar görmektedirler. Eski kopuşlara, güvensizliklere yenileri ekleniyor. Birçok Türk aydın, demokrat, ilerici insan 1915 soykırımından dolayı günümüzde utanç duyuyor, bu insanlık suçunu işleyenleri kınıyorlar. Yarın Araplar da Şengal’de, Ninova’da Ezidi ve Hristiyanlara yapılanlardan dolayı pişmanlık duyacaklardır. Bu yüzden gelecekte utanç duyulacak suçların işlenmesine meydan verilmemelidir. Kötü eylemler, suçlar olumsuz sonuçlara yol açarlar. İnsanca yaklaşımlar ve ilişkilerin de sonucu iyi olur. Çünkü sebebin niteliği sonucun sağlıklı olup olmadığını ortaya koyar.

 

İnsanlığın tedavisi zor olan güvensizlik hastalığından kurtulması için diktatörlerin soykırımcı zihniyet ve amaçlarına alet olmamak gerekiyor. Ortadoğu halkları açılan yaraları tekrar sarmanın çabası içinde olmalındırlar. Kopan duyguları, yaşam ilişkilerini samimiyet ve af duygusuyla yeniden örmelidirler. Farklılıkları yok etmek aslında kendi yaşam kaynaklarını yok etmek anlamına gelmektedir. Çünkü Mezopotamya, Anadolu ve Ortadoğu kültürleri kendi orijinallikleriyle yaşatılıp geliştirildiği oranda halklar daha çok zengin olabilirler. Farklı etnik kimlikleri yok edip mal ve mülklerini gasp etmekle zengin olunacağı düşünülmesi büyük bir vahşet ve cehalettir.

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun işgal ettiği topraklar, elde ettiği ganimetler nerede? Geriye kalan suçlarla dolu bir dosya değil midir? Türkiye Cumhuriyeti bugün dağlara, ovalara yağdırdığı bombalar tabiata, insan duygularına, ekonomiye zarar veriyor. Bundan sonra komşuların farklı etnik ve dini kimliklere sahip olan insanların düşmanlıkları değil demokrasiye, özgürlüğe, barışa ihtiyaçları vardır. Bugün devam eden savaşın tahribatları barışmamızın en büyük sebebi olmalıdır.

Yazar : Suphi Aksoy

Bu Sayfayı Paylaşın